Danimarkalı Hans Christian Andersen henüz 36 yaşındayken İstanbul’a gelir. İstanbul’da kendisini karaya çıkaran yaşlı Türk kayıkçısına cebinden gümüş bir para çıkartıp uzatır. Kayıkçı paraya bakar, itiraz edip başını sallar ve cebinden küçücük bir bozukluk çıkarıp gösterir. “Bu para çok fazla, benim hakkım ancak bu kadardır” demeye getirmektedir. Andersen şaşkındır! Pâris’in pırıltılı kibrine alışkın bir ruh, helâl kazancın ve iffetin bu yalın zarâfeti karşısında büyülenir!
Okuduğum bir başka kitaptan Londra Ticâret Odasının görünür yerinde “Türklerle alışveriş et, yanılmazsın” tavsiyesinin yer aldığını öğrendim.
Hollânda Ticâret Odasının toplantılarında ise şaşırtıcı bir karâra varılmış. Oylar eşit çıkınca Türklerle alışverişi olan tüccârın oyu iki sayılıp çoğunluk böyle bulunuyor ve onların dediği oluyormuş.
Kolay yoldan para belki kazanılır ama bir milletin itibârı kolay yoldan değil ancak emek ederek zirveye taşınır. Bugün Türk milletinin itibârını yukarıya taşıyacak olanlar da isimleri bilinmeyen ve belki hor görülen insanlar olacak!
Bu alıntı, Hasan Eren ULU‘nun yazısından yapılmıştır. Sadece başlık ihracatçı okuyucu kitlesine uygun olarak değiştirilmiştir Derleme: Ali Gazel / Turkishexporter